sol ayağım 2 kitabının özeti
Les Sites De Rencontre Les Plus Sérieux Et Gratuit. Sevgili blog okurları, Bugün sizlere yine büyük bir keyifle okuduğum bir kitaptan daha doğrusu biyografik bir eserden bahsedeceğim. Kitapta anlatılan hikayenin hem gerçek kahramanı hem de yazarı Christy Brown1930-1981'dır. Bu kitabı özellikle engellilik durumunu çocuklarımıza öğretmek ve bir bilinç aşılamak için, zorlukların üstesinden gelmenin ne demek olduğunu anlamaları için okutulmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Christy Brown, 5 Haziran 1932'de İrlanda'nın Rotunda Hastanesi'nde yirmi üç çocuklu bir ailenin onuncu çocuğu olarak dünyaya gelir. Fakat bebekliğinin daha dördüncü ayında annesinin fark etmesiyle diğer çocuklara göre bedensel hareketlerinde bazı sorunlar olduğu görülür. Bu onu ilerleyen yıllarda giderek kötüleşen biçimde ellerinin her zaman sıkılı, kafasının arkaya doğru bükük ve çenesinin sımsıkı kapalı bir şekilde davranış göstermesine devam eder. Hatta on iki aylıkken bile durum böyledir. Doktorlar daha en başta -neredeyse hepsi- ümitsiz bir şekilde onun zihinsel engelli embesil olduğunu annesine söylerler. Fakat annesi onun bu şekilde olduğuna kesinlikle inanmaz. O, çocuğunun zeka sorunu olmadığını sadece bedensel engelli olduğuna kendini inandırır. Bu konuda kendisine telkinde bulunan tüm akrabalarının itirazlarına rağmen ona hatta ona “tuhaf şey” yakıştırmalarında bulunmalarına rağmen onu diğer çocuklarından ayırt etmeksizin hatta daha bir sevgi ile bakar. Bu Christy’in gelişmesinin ilk başlangıcıdır. Bu arada yaşı ilerledikçe kardeşleri okula gidiyor oysa Christy sadece pencereden dışarıyı izliyor, konuşmuyor ve sadece homurdanarak konuşabiliyordur. Annesinin kendisi hakkındaki haklı çıkaracak ilk tepkisi, kardeşinin yerde yazı yazmaya çalışırken sol ayağıyla onun sarı tebeşirini alarak tahta zemine büyük bir inatla Anne kelimesinin ilk harfini A harfi yazmak oldu. Bu ailede büyük bir heyecan yarattı. Sonrasında uzun uğraşlarından ve inadından sonra tam olarak ANNE MOTHER kelimesini yazarak, anne ve babası ile kardeşleri de dahil tüm ev halkını sevince boğmuştu. Sonrasında sırasıyla annesinin harfleri öğretmek için yerdeki tahtaya tebeşirle yazmaya teşvik etmesi ve sonrasında bunu kalemle kağıda dökmesini telkinlemesi, yine kardeşinin sulu boya ve fırçalarıyla harika resimler yapmasını desteklemesi neticesinde, nihayet yaptığı çizimlerden birinin Sunday Independent Gazetesinin 12-16 yaş arası Noel resim yarışmasında birinci olmasıyla, hem kendine ve hem de annesinin ona olan güvenini taçlandırılmış oldu. Büyüdükçe ara ara insanların kendisine “acıyan bakışlarına” isyan ederek sinirlense de; gerek annesi ve ailesinin ona olan derin ilgisi gerekse kardeşlerinin mahallede onu oyunlarına sokması ve ondan ayrılmamaları onu bir nebze de olsa rahatlatmaktadır. Zaman ilerledikçe ailenin tüm fakirliğine rağmen onun özel durumunu inceleyen hastane onu daha yeni başlatılan profesyonel bakım ve tedavi programının uygulanacağı bir programa dahil edilmiştir. 20 yaşına kadar hem konuşması hem okuma-yazma becerisi, hem kitap yazma becerisi bir hayli gelişen Christy, Dublin'deki engelli çocuklar yararına yapılan konserde doktorunun teşviki ile onun yanında konferans vermesi, konuşmasının sonunda katılımcıların annesinin gayret ve çabalarını ona çiçek vererek onurlandırması ile hayat serüvenin ilk bölümü başarıyla son bulmaktadır.
Sol Ayağım – Christy Brown Sol Ayağım Kitabı Hakkında Bilgiler Sol Ayağım Kitap Özeti Sol Ayağım – Christy Brown Sol Ayağım Kitabı Hakkında Bilgiler Kitabın adı Sol Ayağım Orijinal adı My Left Foot Kitabın yazarı Christy Brown Sol Ayağım Olayın geçtiği yer Dublin Sol Ayağım Zamanı Geçmiş Zaman Sol Ayağım Kitabı Ana fikri Çocuklar arasındaki dayanışmanın, sıkı bir arkadaşlığın gücüyle yaşamın zorluklarını alt etmenin güzel bir örneğini vermektedir. Azmin elinden hiçbir şey kurtulmaz. Hayata olan bağlılığımız ve kendimize olan inancımızla imkânsız gözüken pek çok şeyi başarmamız mümkündür. Sol Ayağım Kitabı Konusu Sol ayağım kitabı, bir oto biyografi çalışmasıdır. Beyin felci geçiren İrlandalı yazar, ressam ve şair Christy Brown beyin felci geçirerek doğmuş, dünyaya geldiğinde Sadece sol ayak parmaklarını kımıldatabilen özürlü ve engelli bir çocuktur. Hayatı idame ettirebilmek için okumayı öğrenmek, bazı şeyleri kendi kendine yapabilmek için bazı zorlukları aşmak zorundadır. Eser beyin felçli olarak dünyaya gelen yazarın yaşadığı zorlukları ve iradesi ile üstesinden gelebildiği güçlükleri konu edinmektedir. Uçan Sınıf Kitabı Karakterler CHRİSTY Irlandalı, beyin felçli doğmuş ve sadece sol ayağını kullanabiliyor . Kitabın ana biridir BAYAN BROWN Christy’nin annesidir. Christy’e hayatı boyunca en iyi bakan kişidir. BAY BROWN Christy’nin babasıdır. Duvar işleriyle uğraşmaktadır. MONA Christy’nin kiz kardeşidir. Her zaman dışarıda dolaşır. TONY Christy’nin ağabeyidir. Ailenin en yaramazıdır. PADDY 23 çocuğun en büyüğüdür. KATRİANA DELAHUNT Christy’e hep yardım eder. Çok güzeldir. DR. WARNANTS Christy’i çocukluğundan beri takip eden doktordur ve onu iyileştirmeye çalışan kişidir. Sol Ayağım Kitap Özeti İrlandalı yazar Christy Brown’un dünyanın en iyi otobiyografi kitaplarından bir tanesi olan Sol Ayağım otobiyografiden öteye daha çok motive edici mükemmel bir kişisel gelişim kitabı da diyebiliriz. Christy Brown’un gerçek hayat hikayesini ve mücadelesini okudukça hayata olan bakışınız değişiyor ve başarmak istediğiniz hedefler gözünüzde daha erişilebilir hale geliyor. Sol Ayağım romanı 16 kısa bölümden oluşuyor ve her bölüm Christy Brown’un hayatından bir macera sunuyor. Beyin felci ile doğan ve bu yüzden doktorların zihinsel özürlü olduğu ve fazla yaşamayacağını düşündüğü Christy Brown’un farklı bir çocuk olduğu annesi keşfediyor. Doktorların ne dediğini umursamadan ve umudunu kaybetmeden oğlu için her şeyi yapıyor. Bunun farkında olan Christy Brown bir süre vücudunu hareket ettiremeden çevresini gözlemleyerek hayatına devam ediyor. Bir gün kız kardeşinin tebeşir ile ödevini yapmasını izlerken içinden bir dürtü ile tebeşiri sol ayağı ile alıp bir şeyler çizmeye başlıyor. Bu annesi dahil herkeste bir şok etkisi yaratır ve annesi ondaki umudu bir kez daha durur. Bunun üzerine annesi ona harfleri öğretmeye karar verir ve Christy Brown ilk olarak sol ayağı ile A harfini yazar. Bir sonraki bölümde Christy Brown sol ayağını kullanarak ve annesinin yardımı ile alfabeyi baştan sona öğrenmesi anlatılıyor. Sol ayağı ile bir şeyler çizmek ve öğrenmek onun hayatında yeni bir sayfanın başlangıcıdır. Christy Brown daha fazlasını ister ve alfabenin ötesinde kelimeleri de öğrenmeye başlar. İlk olarak da annesini yanına çağırır ve ona ilk kelimesini gösterir. Kelime ANNE’dir. Christy Brown hayatını tamamen sol ayağına dayanak yaşamaya devam eder. Fakat onun bağımlı olduğu bir de oyuncağı vardır. O da oyuncak bebek arabasıdır. Onun vasıtası ile birlikte kardeşleri ile her yere gidebilir ve hayatının tadını çıkartabilmektedir. Onu dış dünyaya bağlayan tek şey Hanry adını verdiği oyuncak bebek arabasıdır. Fakat araba eskidir ve bir gün kırılır ve kullanılamayacak hale gelir. Christy’nin hayatı başına yıkılmıştır. Kardeşleri artık onu almadan oynamaya giderler ve o elinden bir şey gelmeden onları öylece izler. Bir süre sonrası annesi Christy’ye yeni bir araba alır fakat hayat artık eskisi gibi değildir. Christy büyümektedir ve çevresinde olanları artık daha iyi algılayabilmektedir. Bir keresinde kendisini aynada görür ve gördüğü pek hoşuna gitmez. Yeni arabasına rağmen Christy artık dışarı çıkmak istemez ve eve daha da kapanır. Yeni yıl gelir ve herkes yeni yıl hediyelerini açar. Christy oyuncak askerler almıştır fakat onun gözü kardeşine hediye edilen boyalara takılır. Onları her şeyden çok ister. Bir gün yalnız başına iken boyaları alır ve boyamaya başlar. Annesi bunu görünce ona yardımcı olur. Christy’nin dünyası bir kez daha değişmiştir. Uzun bir aradan sonra yeniden hayata döndüğünü hisseder. Resim yapmak Christy Brown’un en büyük arzusu haline gelir. Fakat zamanla aşk ile de tanışır. Fakat onun ki umutsuz bir aşktır ve ilk aşk acısını da bu şekilde daha küçükken yaşar. Fakat bundan da vazgeçmez. Mahalledeki Jenny adındaki kıza da aşık olur ve ona bir not gönderir. Notta onun resmini yapmak istediğini söyler ve onu davet eder. Kız buna sevinir ve Christy ile vakit geçirir. Fakat zamanla o da Christy’den uzaklaşır. Beklentileri boşa çıkan Christy tekrardan bir aşk acısı yaşar. Christy zamanla yine içine kapanır. Artık resim yapmak da beklenen etkiyi yapmaz. Karşısına çıkan tedavi imkanlarını kullanmaya başlar. Bir keresinde Fransa’nın yolunu tutar ve kendi gibi bir umut için gelen insanlar ile tanışır. Fakat umduğunu bulamaz. Daha sonra bir doktorun yardımı ile fizik tedaviye başlar fakat bunun karşılığında ondan tek sahip olduğu şeyden vazgeçmesi istenir. Fizik tedavide başarılı olmak için Christy’nin sol ayağını kullanmasını bırakması gerekir. Christy bunu kabul eder ve fizik tedavi başlar. Fakat ev çok küçüktür ve doktor ile Christy rahat çalışamaz. Bunun üzerine yine imdadına annesi yetişir. Zar zor biriktirdiği paralar ile Christy’ye arka bahçede bir ev inşa eder. Annesi yine başarmıştır. Christy bir taraftan tedaviye devam ederken bir taraftan da yeni arayışlar içine girer. Bir gün kardeşi ödev yaparken yazmakta ne kadar zorlandığını görür ve aklına bir fikir gelir. O söyleyecek ve kardeşi onun için yazacaktır. Böylece Christy kitap yazmaya karar verir fakat bir şeyler eksiktir. Bunun üzerine doktorundan yine yardım ister ve doktoru bu kez ona kitap yazmayı öğretir. Böylece Christy kendi otobiyografisini yazmaya başlar. Christy kitabının ilk iki bölümü olan A Harfi ve ANNE’yi tamamlamıştır. Doktorunun da çabası ile bir yardım gecesi düzenlenir ve doktoru bu iki bölümü sahnede okumak ister. Christy ve ailesi çok heyecanlıdır. Christy sahnede, annesi ve babası da en önde yerlerini alır. Doktor iki bölümü okuduğunda herkes çok duygulanır ve onu ayakta alkışlar. Zihin özürlü olduğu düşünülen Christy artık hem bir ressam hem de bir yazardır.
Her Gün Hüzün - Sol Ayağım 2 Kısa Özet "Tüm bu gürültü patırtının ne olduğunu merak eden bir grup heyecanlı çocuğun yanında, tekerlekli sandalyesinin kenarında oturuyordu." Romanın ilk bölümü, işte böyle başlar. Öylece oturuyordur; çünkü etrafındaki faaliyetlere güçlükle katılabilen, neredeyse çaresiz bir kötürümdür. Buna rağmen, roman başladığında bir çocuk, bittiğinde ise erkekliğin eşiğinde, "Her Gün Hüzün"ün ana karakteridir. Katılmaktan aciz, acılı ve dingin yüreğiyle tekerlekli sandalyesinde etrafı gözler; Dublin’in, oturdukları kenar mahallesine dağılmış, parçası olduğu ailesinin davranışlarını ve duygularını belleğine kaydeder. Burası aslında, 40’lı ve 50’li yıllarda, acılı ve sevinçli günler geçiren Dublin’dir. İhtişamı ve sefaletiyle, arka sokakların ve köhne meyhanelerin hoyrat, acımasız, alemci ve zinacı Katolik Dublin; yaşam adına muazzam bir farklılık. Chiristy Brown, tamamen duygusallıktan uzak yazar. Sözünü sakınmaz, keskin görüşlüdür. Onun, Dublin görüntüleri, sesleri, kokuları ve doğal manzaralarıyla ilgili tasvirleri, şimdiye kadar nadiren yapılmıştır. Onun karakterleri, yaşam ateşi ile yanar. Chiristy Brown, Sadece on üçü hayatta kalabilen yirmi iki çocuklu bir ailenin çocuğuydu. Doğuştan zihinsel bir felçle dünya’ya geldi. Kullanabildiği tek uzvu Sol Ayağı oldu. Londra’ya yaptığı yaptığı birkaç ziyaret ve bir kez yaptığı Amerika seyehati dışında, tüm yaşamını Dublin’de geçirdi.
Son güncelleme tarihi 21 Ocak 2022 Üniversitenin son yılında stajyerlik için başvurduğum ve keyifle çalıştığım kurumda, küçük büyük birçok arkadaşım oldu. Onların benden tek farkı, gelişimleriydi. Anne karnındayken ya da doğum esnasında yaşadıkları bir aksilik sonucunda felç oluyor, yaşamları boyunca kas gerilimi yaratan bu hastalıkla mücadele ediyorlar. Bahsettiğim hastalığın, halk arasında adı “beyin felci”, tıbbi literatürde “ Serebral Palsi”. Christy Brown’un otobiyografisinden söz etmeden önce; sahip olduğu farkı anlatmak istediğim için böyle bir giriş yapmayı seçtim açıkçası. “Sol Ayağım”, Brown’un 1954 yılında doktorunun, öğretmeninin ve kardeşinin desteğiyle kaleme aldığı kitabı. Brown, hem şair, hem ressam hem de yazar olarak bilinen biri. Çok kalabalık bir ailede, farklı bir birey olarak dünyaya gelmiş ve yaşam mücadelesini tüm çıplaklığıyla bu eserde bizimle paylaşmış. Ön yargılara, zaman zaman yaşadığı umutsuzluklara hatta konuşamadığı günlere inat kendini anlatmanın yolunu bulup, çok yönlü kişiliğini gözler önüne sermiş. Başlarda farklı olduğunu hissetmek onu yorsa da, tünelin sonundaki ışığı görüp pes etmeyenlerden Chris. Yeni normale geçiş sırasında, bulutlara bir savaşçı çizmek için sizi Brown’un cümleleri ile baş başa bırakıyorum. Keyifli okumalar diliyorum. “ 5 Haziran 1932’de Rotunda Hastanesi’nde doğdum. Benden önce dokuz, benden sonra on iki tane çocuk vardı, yan, ben ortanca grubuna giriyordum. Toplam yirmi iki çocuğun on yedisi yaşadı, dördü bebekken öldü, hayatta olan on üçü hâlâ ailenin devamını ellerinde tutuyorlar. Bana anlatıldığına göre, benimki zor bir doğum olmuş. Annem de ben de neredeyse ölüyormuşuz.” “ Bende bir sorun olduğunu ilk fark eden annemmiş. O zaman dört aylık kadarmışım. Beni ne zaman beslemeye çalışsa, kafamın kendiliğinden arkaya doğru düştüğünü fark etmiş.” “Beni gören ve inceleyen doktorların neredeyse hepsi, beni çok ilginç ama ümitsiz bir vaka olarak değerlendirmişler. Birçoğu anneme kibarca benim zihinsel engelli olduğumu ve bu şekilde kalacağımı söylemişler.” “Doktorlar kendilerinden o kadar eminlermiş ki; annemin benimle ilgili duyduğu inanç neredeyse bir münasebetsizlik olarak görünüyordu. Onu, benim için hiçbir şey yapılamayacağına inandırmışlardı.” “Ben, onun çocuğu ve bu ailenin bir parçasıydım. Her ne kadar bedenen arızalı olsam ve anlama zorluğu çeksem de, bana diğerlerine davrandığı gibi davranmaya, misafirler varken asla söz edilmeyen arka odadaki “tuhaf şey” olarak kalmamama karar vermişti.” “O gün her nasılsa sol ayağım, görünüşte kendi iradesiyle, kız kardeşimin eline uzanıp kaba bir biçimde ondan tebeşiri almıştı. Ayak parmaklarım arasında tebeşiri sıkıca tuttum ve bir dürtüyle hareket edip kara tahtanın üzerine sert bir karalama yaptım.” “ Ben telaşlanıp ayağımla onu dürtünceye dek, uzun süre sakin ve düşünceli bir şekilde kaldı. Döndü, ellerini üzerime koydu ve gülümsedi. Yazmayı öğrendiğim yeni kelime A-N-N-E’ ydi. ” “Sekiz yaşındayken o eski arabayı hâlâ kullanıyordum ve içinde asil bir kralmış gibi gidiyordum. Bu araba çirkin, yıpranmış ve kimsenin beğenmediği bir şeydi. Her zaman tekmelenmiş, yere fırlatılmış, itilip kakılmış ve üstüne basılmıştı. Herkes onunla alay ederdi. Ama bana göre neredeyse bir insan gibi sevimliydi.” “ Yaşlı Henry benim tahtımdı. Onun üzerinde diğerleriyle macerayı ve heyecanı tattım. Beni gittikleri her yere, her hafta sonu mahalle sinemasına bile götürüyorlardı.” “Birden A’ harfini ilk defa yazdığım o günkü gibi hissettim, tuhaf bir istek, diğerleri ne yapıyorsa yapmak için bilinçsiz verilmiş bir karar, hissettiklerini hissetmek ve bildiklerini bilmek için.” “Dünyanın dayanağı sarsılmıştı sanki. Yaşam tatsızlaşmış görünüyordu. Her şey gördüğümden ve anladığımdan farklıydı. Artık nadiren mutlu oluyordum.” “Gördüğüm şeyden korkmuştum, çünkü böyle göründüğümü daha önce hiç düşünmemiştim. Aynaya daha önce de bakmıştım, fakat neye baktığımı bilmiyordum, tuhaf hiçbir şey görmemiştim.” “Elime geçen fırsatı anladım, ayağımla bir kutu kurşun askerimi ona doğru itip, homurdanarak ona boyaları onlarla değiştirmeyi teklif ettim.” “Ona zafer dolu bir tebessümle baktım. Beş yıl öncesinde, neredeyse aynı noktada, yerde oturup, ter içinde titreyip, ilk kez sol ayağımla nasıl yazdığımı hatırladım.” “ Katriona Delahunt, hayatıma tam da onun gibi birine, benim hayat çizgimin dışında, etrafımdaki düşünce ve faaliyet sınırlarını genişletmem gerektiğini fark ettirecek ve böylece bana kendimle daha iyi bir denge oluşturmamda katkıda bulunacak, ihtiyacım olan zamanda girmişti. Yıllar içinde karşılaşacağım mücadelelerde ilham kaynağım olmuştu. Yine de tabii ki bunların hepsini on bir yaşında fark etmiyordum. Tek bildiğim hayalimdeki ilk kızla tanıştığımdı.” “Artık bir çocuk olmadığımı biliyordum, ama bir yetişkin’ de değildim. Çocukluğun neşe dolu kayıtsızlığı ve yetişkinliğin bilinçlendirici acısı ve hayal kırıklığı arasında asılı duruyordum. Daha önceki gibi umursamaz ve mutlu olmak istiyordum. Ama çocukluğun bittiğini biliyordum. O gün arka bahçede bir çocuk bana acı dolu bir bakış fırlattığında, geleceğimin belirsizliğini ve umutsuzluğunu görmüştüm.” “Çocukken diğer insanlardan farklı’ olduğumu ilk kez anladığımda, ne kadar üzüldüğümü hatırlıyorum. Artık dünyanın benim için bittiğini düşünmüştüm. Ama artık şimdi o farklılığın’ önemini tam olarak hissetmeye başlıyordum ya da bunun gerçek anlamını.” “ Bütün bu acı çeken insanların her birini gördükçe kafamda yeni bir ışık yandı. Dehşete kapıldım; dünyada bu kadar acı çeken insan olduğunu tahmin etmiyordum. Kendini küçük kabuğuna çekilmiş salyangoz gibi, dışarıdaki oldukça kalabalık dünyayı yeni görmeye bağlıyordum. Bütün bu insanların sakat olması değildi beni şaşırtan; onların bulundukları durum benim durumumdan daha kötüydü. O ana kadar bunun mümkün olabileceğini düşünmemiştim.” “ Tedavi edilebileceğine inanıyorum fakat bizimle beraber sen de çalışmak istemelisin. Kendini kurtarmak istemezsen, ben sana yardım edemem. Senin için herhangi bir şey yapılmasından önce, iyileşmeyi istemelisin.” “Şimdi, kulağımda çınlayan sesler olmadan yalnızlığımla rahat bir şekilde yaşayabilir, sınırsız özgürlük içinde istediğim kadar resim yapıp, yazı yazabilirdim. Yazın, açık camın önünde oturup sadece dışarıdaki ağaçlardan gelen kuş sesleriyle okuyabilirdim.” “Klinikteki tecrübelerim ve bunların zihnimdeki etkileri birçok düşüncenin doğmasına sebep olmuştu. Sanki gözlerimin önünden bir perde kalkmış gibiydi, beni uzun zamanlar şaşırtan ve büyük acılar veren bir takım şeyler için en sonunda bir anahtar bulmuş gibiydim.” Yazarın ruh halini, yaşamını tanımlayan cümlelerinden bazılarını seçerek alıntıları derledim. Bu otobiyografiyi okurken “farklı ve yaratıcı” olmanın, yüzünüzde oluşturacağı tebessüme gönderme yapmaktı belki de amacım. Bitirmeden, ülkemizde de Brown gibi yazarlarımız olduğunu hatırlatmak isterim. About Latest Posts
CHRİSTY BROWN’DAN SOL AYAĞIM Christy’nin doğumu çok zor olmuş annesinin anlattığı kadarıyla Christy ve annesi ölüyorlarmış. Ama tedavi edilerek ölüm çizgisinin diğer tarafına geçmemişler. Toplamda yirmi iki çocuğu olan ortanca gruplardan biridir iki çocuğun, on yedisi yaşamış dördü bebekken ölmüş. Geride kalan on üç çocuk sağlık bir şekilde yaşamaya devam ediyormuş. Erkek kardeşleri Jim,Tony ve Paddy idi. İki kız kardeşi vardı bunların adı ise Lily ve Mona. Christy de sorun olduğunu gören annesiymiş. Çünkü ne zaman beslemeye kalksa kafası düşüyor, dişleri birbirine kenetleniyor çevresinde dağ gibi yastıklar olmadan oturamıyormuş. Annesi bu durumu fark edince hemen kocasıyla paylaşmış , hastaneye götürmek için yola koyulmuşlar. Hastanede o acı gerçeği öğrenince şok olmuşlar çünkü Christy beyin felci teşhisi konulmuştu. Doktorlar gerizekalı olacağını da söylese de annesi bu durumu hiçbir zaman kabul etmemişti. Her zaman kendi kendine ve ailesine şu sözü söyledi benim çocuğum beyin felçli ama zekasında bir sorun yok olmayacak demişti ailesine ve kendine . Artık işe koyulmuştu Christy’nin gerizekalı olmadığını herkese gösterecekti. Diğer çocuklarını okula gönderdiğinde saatlerce Christy ile ilgilenip onunla konuşup , ona nesnelerin isimlerini, alfabeyi öğretmeye koyulmuştu , ilk başlarda çok zorlandı annesi tüm çabaları boş çıkacak diye korkuyordu ama ne olduysa bir akşam günü tebeşiri sol ayağıyla tutup A harfi yazmasıyla başladı . Artık sorun çözülmüştü o beyin gerizekalıdeğildi . Annesi çok sevinmişti ona diğer alfabeleri kolayca öğretti .Kardeşleri , babası o kadar çok mutlu oldular ki. Artık konuşamasa da insanlar ile anlaşabilecek , yazışabilecekti. Hayata annesinin sayesinde tutundu Christy. Annesi hiç bıkmadan , diğer çocuklarına gösterdiği ilgi ve sevgiyi Christy’e de gösteriyordu. Artık Christy yazılar yazabiliyor ailesiyle homurdanarak da olsa konuşabiliyordu. Kardeşleriyle oyun oynuyordu ve en sevdiği , el arabasına binip kardeşleriyle birlikte gezmek ona mutluluk veriyordu. El arabasına verdiği isim Hendry idi. Onu çok seviyordu Christy çünkü onun sayesinde gezebiliyor kardeşleriyle oyun oynaya biliyordu. Bir gün arabası bozulmuştu Christy’nin hayata küsmüştü ozaman çünkü dışarı çıkamıyor , kardeşleriyle oyun oynayamıyordu . Babası duvar örme ustası olduğu için çok fazla para kazanamıyordu. Bu yüzden arabada alamıyordu ama annesi biriktirdiği paralar ile daha sonra güzel bir araba almıştı Christy’e .Hayatta olmak ya da olmamak böyle bir şey olsa gerek. Christy kendini geliştirmişti artık resim yapabiliyordu sol ayağıyla. Çizdiği resimler o kadar çok büyüleyiciydi ki annesi gurur duyup göz yaşlarına boğuluyordu. Okula gidemediği için annesi evde eğitim görmesini diğer çocuklarından geri kalmamasını istemişti. Matematik , geometri , edebiyat gibi dersler görüyordu Christy ve çok mutlu oluyordu bu dahi genç. Daha çok kitap okuyordu artık , resim yapıyordu başarılı genç. Tedavi de görmeye başladı ama yaşadıkları ev o kadar çok küçük ki tedavi sırasında küçük kazalar oluyordu annesi de bu duruma çok üzüldü ve bahçeye bir tane oda yapmaya karar vermişti. Ancak, duvarcı ustası babası ve dört kardeşi bu işe razı değillerdi. Bir gün, annesi duvarı örmeye başlayınca çaresiz kendileri yapmak zorunda kaldılar. Paraları oldukça yapıyor, para bittikçe duruyorlardı. Nihayet aylar sonra bitti. Şimdi daha rahat ve geniş bir ortamda tedavi için içinde, Dr Collis’ten yazma ile ilgili çok teknikler öğrendi Christy. Aynı zamanda, eğitimi için, Christy’e Bay Guthne isminde öğretmeni bulan da oydu. Yeni öğretmeniyle de aralarındaki ilişki dostluğa, işbirliğine ve güvene dayalıydı. O kadar çok kendine gelmişti ki Christy onunla rahat bir şekilde konuşmaya gevezelik yapmaya bile başlamıştı. Ancak, yazmayı nasıl yapacaktı. Sürekli bir başkasına yazdırmak olmuyordu hep bunu düşündü Christy. Bir gün kardeşini dışarı çıkardı ve sol ayağıyla yazmaya başladı. Saatlerce yazdı. Burl Ives’in Dublin’deki konseri hayatındaki en heyecan verici olaylardan biri olarak kalacaktı. Çünkü Christy’nin yazdıkları orada okunacaktı. Dr. Collıns kürsüye geldi ve Christy’nin otobiyografisini okumaya başladı. Bin beş yüz kişilik salonda, önceleri dinleyen insan sayısı çok azdı. Sonra, yavaş yavaş seslerin kesildiğini ve insanların dikkatle dinlediklerini gördü Christy. Bütün bunları ben mi yazmıştım? Hayret ediyordum , diyordu hep. Ve alkış kopmuştuherkes Christy’nin gerçek hikayesine büyülenmişti yaşadıkları gerçekti evet ama şu unutulmaması gerek başarmak istediğini başarabilirsin. ROMANDAKİ KİŞİLER VE ÖZELLİKLERİ Christy Brown Romanın baş kahramanı ve yazarıdır. Yaşadığı olaylar onu hiçbir zaman hayata yenik düşmeyi amaçlandırmamıştır. Beyin felci geçirmesine rağmen hayata tutunmuştur. Ressamdır aynı zamanda sol ayağıyla çizimlerini yapmış ve romanını yazmıştır. Ellerini kullanamaması hayata küstürmemiştir onu. Olmak böyle bir şeydir. Hayatta kalmış mutlu bir şekilde yaşamaya devam etmiştir. 1981 yılında ölmüştür. Bayan Brown Annesi Çocuğunun beyin felçli olduğunu öğrenince hayata küsmemiştir aksine daha çok Christy’e bağlı kalmış ve onu hayata bağlamıştır. Olanlara üzülse de Christy’nin gelişmesinde büyük bir etkisi vardır. Bay Brown Babası Duvar örme ustasıdır. Kazandığı paralar az olsa da mutluluk parayla alınmayacağını bize romanda göstermiştir. Oğlunun gerizekalı olduğuna inanmamıştır öylede olmadığı için oldukça mutlu olmuştur. Jim, Tony, Paddy Christy’nin erkek kardeşleridir. Paddy kardeşlerinin en büyüğüdür. Tony Christy’nin abisidir ve oldukça yaramazdır. Lily ve Mona Christy’nin kız kardeşleridir. Lily ailenin küçük annesidir. Siyah bukleleri ve parlayan gözleriyle ufak tefek, sıska bir çocuktur. İstediği zaman çok tatlı olabiliyor , kızdığında ise tatlılığından eser kalmıyordur. Mona sürekli dışarıda gezen , gezmeyi dolaşmayı seven birisidir. Dr. Warnants Christy’nin hastalığının en başından beri tedavi eden doktorudur. Hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamış ve her zaman iyileştirme çabası gösteren kişidir. Katriana Delahunt Christy’e yardım eden kişidir. Jenny Christy’nin aşık olduğu kızdır. Ama engelli olduğu için Christy’nin aşkına karşılık vermez. Hendry Christy’nin el arabasının adıdır. Onu çok sever onun sayesinde dışarıda gezip arkadaşlarıyla oyunlar oynar . Christy’nin doktorudur. Christy’e çok yardım sağlamıştır. Londra da tanığı beyin uzmanı akrabasının yanına götürür. Christy i mutlu eden kişi. ROMANDA ZAMAN Romanda zaman Christy’nin doğumundan Burl Ives deki Dublin konserine kadar geçen zaman aralığıdır. Christy’nin hayatı anlatıldığı için genellikle geçmiş zaman kullanılmıştır. ROMANDA MEKAN İç mekan , Christy’nin evde tedavi görmesi , mutfakta resim çizmesidir . Christy’nin mutfakta yuvarlak masası vardır bazen ona bakarak hayaller kurar orda annesi yemek pişirirken oda bazen kitap okur bazen annesinin dediklerini dinler. Dış mekan, Evin bahçesinde ailesi ile oturması, bahçede kardeşleriyle oyun oynamasıdır. Sokakta Hendry’ninel arabası üstüne oturarak kardeşleriyle sokakta mutlu bir şekilde gezmesi. Londra’ya tedavi için gitmiştir. Orada engelli arkadaşlarıyla gittiği gezide bir çok yerler gezmiştir. Romanda Beğendiğim Bölüm Ve Düşüncelerim Bir genci karamsarlığa götüren bilinmeyen ve tedavisi olmayan bir beyin felcine yakalanması beni oldukça üzmüştü. Yaşamakla ve ölüm arasında olan ince bağda ilerledi hep Christy. Annesinin hiç bıkmadan yardım etmesi, gerizekalı teşhisi konmaması için oğluyla saatlerce konuşup ona kendini anlatması etrafındaki canlıları, nesneleri anlatması ve sonunda onu hayata geri bağlaması beni çok mutlu etmiştir. Evet aşkı da tattı ama karşılık alamadı diğer insanlar gibi olmadığı için . Ama diğer insanlarda olmayan özellikler vardı onda bunu kimse düşünemedi resim çizdi , çizdi . O kadar çok iyi çizimler yapmaya başladı ki ressam olmuştur artık bu ne kadar gurur verici bir şey. Aynı şey benim başıma gelseydi ben Christy gibi başarılı olamazdım belki ama o mutsuzluğu hayat felsefesi yapmadı . Romanda en beğendiğim bölüm MOTHERANNE kelimesini yazmayı öğrenmesiydi . Annesinin duyduğu heyecan yansımıştı sanki kitaplara evet konuşamıyordu ama ilk defa sol ayağını kullanarak MOTHERANNE yazması ne kadar çok duygulandırmıştır belki annesini .
sol ayağım 2 kitabının özeti